9 Oca 2016

İKİ MAVİ


Sonsuz maviliğin arasında tanıştık biz. Feribotta eve dönüyordum, otobüsten indim, yukarı çıktım kahve almak için, dışarıda bir tur attım, yan kanatlardan bank bulup oturdum sonra. Arkada kalan İstanbul'u izliyordum. Kahve çok kötüydü. Yanıma bıraktım, etrafı seyre daldım. Birkaç kişi merdivenden yukarı çıktılar itiş kakış çocukların arasından geçip cafenin kapısını açtılar. Biri ben bir sigara içeyim dedim, diğeri uyardı, aşağı in diye. Sonra o da vazgeçti oturdu yan tarafa. Kahveye baktım, engel olmuyordu, o da rahatsız değildi, dokunmadım. Diğerleri çıktı içeriden, çay uzattılar birbirlerine. Sonra diğerleri de oturmaya çalıştı, kahveyi aldım, yandaki pencerenin önüne bıraktım. Sonunda susabildiler. Kaldığım yerden manzarayı içime çekmeye devam ettim.

Hoop dedi biri, gülüşmeler oldu, sakin abicim, döndüm bakakaldı yanımdaki. Eli pencerede, yüzü şaşkın.

Benim hatam oraya koymamalıydım dedim. Çok özür dilerim ya hemen alıp geleyim ben dedi. Yok zaten tadı berbattı dedim. Gülümsedim, elindeki boş bardağı aldım, kalkıp karşıdaki çöpe bıraktım. Geri dönüp oturacaktım, çay alsam dedi. Hiç gerek yok dedim. Elindeki peçeteyi camın önündeki dökülmüş kahvenin üzerine bıraktı.

Biraz daha oturdum. Garip bir sessizlik oldu. Diğerleri havadan sudan konuşmaya çalıştılar.

Öğrenci misin? dedi.
Okul biteli 2 yıl filan oldu, dedim. Yanındakiler susup dinlediler. Sevmem böyle şeyleri normalde, rahatsız hissettim biraz. Biri ben sigaraya iniyorum, aşağıda görüşürüz abi, dedi. Diğerleri de arkasından gittiler.

Siz öğrencisiniz herhalde? dedim.
Evet dedi. Bekledi biraz, kendini tanıttı... Elimi tuttu, hafifçe tokalaştı. Sonra mavilik bitene kadar konuştuk, okulundan, bölümünden, arkadaşlarından, okulumdan, Uludağ'dan, boğazdan, iskeleden... yaklaşık 1 saat konuştuk.

Bana ulaşmak istedi, numaramı verdim, ertesi gün aradı, kahvaltıya çağırdı. Arkadaşlarından birinin cafesiydi, akşama kadar oturduk, birkaç kişiyle tanıştım, birkaç resim gösterdim, biraz anılar, biraz çocukluk, bol kahkaha, bitmek bilmeyen sorular...

Ertesi gün geri döndü İstanbula, otobüse kadar ben bıraktım, yanında kimse yoktu bu sefer.
Sen de gelmelisin dedi, söz verdim. Sarılamadım, sadece arkasından gidişini izledim.

İki hafta sonra indim feribottan, turnikeden geçtim, karşımdaydı, güldü elimdeki çantayı alıp yere bıraktı, baktı uzun uzun, kollarımı açtım, sarıldı sımsıkı, çantamı aldı yerden, elimi tuttu.
Bir daha hiç bırakmayacakmış gibi çekti yanına. Sonsuzlukta sonsuz oldu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Suskunluğun Sustuğu An

Konuşmak. Şu an tek istediğim tanımadığım biriyle saatlerce konuşmak. Konu buluruz çok da önemli değil. Uzun zamandır sadece dinliyorum. ...