Her ay, bir hafta boyunca evden dışarı adımımı atmamak, kimseyle konuşmamak, bir bilgisayar, bir tv ye yönelmek, ağrı içinde yatakta dönüp durmak, ilaç yoksa eczaneye gidip almamak gibi ilginç bir huyum var.
Çok iyi hatırlıyorum küçükken mor deri bir pantolonum vardı, o zamanlar annem giydirirdi beni, aklından neler geçiyordu bilmiyorum.
Gece uyuyabilmek için müzik dinliyorum, ama o bir hafta içindeysem, müziğe tahammül bile edemiyorum.
Küçükken saçlarım hep kısacıktı, annem sağolsun, uğraşmamak için hep yakıştığını söylerdi, saç uzatmak kötü birşeymiş gibi, hemen kuaföre giderdik.
Dişçilerden hep korkmuşumdur, devlet hastanesinde bi kere ortalığı ayağı kaldırmıştım, adam iğne yaptı diye, halbuki bırakın iğneyi adam daha diş röntgenini çekiyormuş meğersem, ama özel dişçiye gittiğimde ağzımı açmadım, yanımda babam vardı bunun bi etkisi olabilir.
Pazardan kıyafet almam, nefret ederim, pazara gitmeyi de sevmem zaten, binlerce kadın, birbirini itip kakıp, sürekli birşeylere ulaşma çabası içindeler, ve o sırada koluma filan dokunuyorlar ıyyy iğrenç, pazarlardan nefret ederim, sadece çoraplarım pazardan onları da annem alıyor sağolsun.
Alışveriş merkezlerini tercih ettiğim için ailenin sosyetesi seçildim, duyan da 500 600 lira veriyorum zannedecek, ama bir yandan da doğru, kaliteli şeyler giymeyi severim, ama marka diye de her gördüğüme atlamam, o kadar da salak değilim.
Tırnak takıntım vardır, kısacık olanları hiç sevmem, ama ne yazık ki babamın da tırnak takıntısı vardır, 1 cm uzasınlar kes onları der hemen.
Annemin gençlik fotoğraflarına bakınca çok kıskanıyorum onu, taş gibi zayıf süper giyinen bir hatunmuş hem de benim şimdiki halimden 2 yaş küçükken bile böyleymiş. Ve annem köyde doğmuş biri belitmeden geçmeyeyim, ben şehirde doğdum, lüks içinde yaşadım da ne olacak, göbek var mı var, basen var mı o da var. E doğal olarak taş hatunun taş kızı imajı da yok ne yazık ki.
Bir gün sözlükte, yumurta kavramına çok değişik bir bakış açısı getiren birinin kısa yazısını okudum, yumurta-sperm, o günden beri yumurta yemiyorum.
Çay içmem, kokusunu sevmem çünkü. Zamanında çok içtim, içine petibör doğrayıp mama gibi de yedim, hatta şimdi olsa yine yerim, ama içecek olarak çay bana hiç uygun birşey değil, yakınlarım da bunu bilir, ona göre meyve suyu var diye tekliflerle gelirler bana sağolsunlar.
Kitap okumayı çok severim, şu filmlerde kocaman evlerde kocaman bir oda sadece kütüphaneye ayrılmıştır ya, öyle bir evim ve odası olsun istemişimdir her zaman.
CNBCE benim hayatımı şekillendiren bir kavramdır. O kanal olmasa, ben ingilizceye yönelemezdim, dizilerine bayılırım, ve çoğu yerli dizileri seyretmem. Bu nedenle yabancı aktör aktris bilgim baya geniştir, ne işe yarayacaksa artık.
Voleybolu çok severim, daha önceki yazılarda da belirtmiştim. Ama iş basketbola gelince, potanın dibinde dahi olsam, o topu çemberden geçiremem. Yetenek meselesi. Millet bir de 3lük atıyor ya düşünsene, çok ilginç.
Tanımadığı ya da yeni tanıştığı insanlara sen diye hitap edenlerden hiç hoşlanmam, niyetini anlamadan kimseye laubalilik yapamam.
Sözlük okuruyum, çok uzun süredir hem de, internette araştırmaya üşendiğim şeyleri orada takip ederim, daha eğlenceli oluyor. Yazar olduğumu düşünen arkadaşlarım var.
Yayık Türkçe konuşan insanları hiç sevmem, napıyon, geliyom, gidiyom, ıııııı, -hayattan bir anda soğutan size önemsiz, bana önemli detaylar-.
Dolabımda giymediğim bir sürü kıyafet var ama atamıyorum, nedenini bilmiyorum ama yapamıyorum işte, annem birine verelim dediği zaman kıyamet kopuyor. Yanlış bir davranış farkındayım.
Babam artık çok iyi bir adam oldu, yani tamam herkese yardım eder, yanlarında olurdu ama artık bize karşı daha da bir iyi oldu, nedenini bilmiyorum ama bunu düşününce aklıma hep birşey geliyor 'son zamanlarında çok iyiydi, bi dediğimizi iki etmezdi' , korkuyorum, henüz böyle birşeye hazır değilim.
Aynı anda birçok şey yapmak istiyorum, boş bir insan gibi hissediyorum bu aralar kendimi, tenis kursu, stilistlik kursu, fransızca, italyanca kursu, cam işleme kursu, moda tasarımı kursu, mızıka kursu hepsine gitmek ve kendimi denemek istiyorum. Sanırım, hala ne istediğimi bilmiyorum ve arayış dönemimdeyim.
Twitter hesabı açmak istiyorum ama kimse takip etmez diye cesaret edemiyorum. Arkadaşlarım hala facebook ve msn i kullanıyor da.
Bahçeli, havuzlu bir evim olmasını, arkadaşlarımın gelip yatıya kalmasını, ve deli gibi eğlenebilmeyi istiyorum. Artık çok geç o evi sana sattırmamalıydık baba biliyorum, ama sonradan kıymetini anladım.
Karşı apartmanın balkonundan arada sırada gözetleniyoruz, annem çok sinirleniyor. Bizim sitenin yaş ortalamasının yüksek olması, önceden ayarlanmış birşey miydi acaba merak içindeyim.
Üst katımızdaki komşular evi satılığa çıkardı, yeni gelecekleri merakla bekliyorum, yukarıdaki teoriye bakarsak, ne umduğumu söylemeye gerek yok heralde.
Batuhan Mutlugil, Jim Sturgess, Josh Duhamel, Can Baydar-yıl farkı olsa da doğumgünümüz bile aynı ah ahh- bu adamlara bayılıyorum. İlerde bunlardan bir tane de bende olsa keşke.
Dün ablam çeyizim hakkında konuşuyordu, iki üç gün önce de sevgilim olup olmadığı konusunda ağzımı aradı, beni evlendirmeyi düşünüyor heralde, kimi buldu ki acaba.
The web of the dream catcher is supposed to catch the bad dreams and allow the good dreams, and ones of importance, go through the web, down a feather and to the mind of the one of is sleeping.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Suskunluğun Sustuğu An
Konuşmak. Şu an tek istediğim tanımadığım biriyle saatlerce konuşmak. Konu buluruz çok da önemli değil. Uzun zamandır sadece dinliyorum. ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder