The web of the dream catcher is supposed to catch the bad dreams and allow the good dreams, and ones of importance, go through the web, down a feather and to the mind of the one of is sleeping.
5 Mar 2016
EV
Arabaya bindiğinden beri hiç konuşmamışlardı.
A. ışığı açmadı direk ayakkabılarını çıkardı pencerenin önündeki koltuğuna gidip ayaklarını cama dayadı.
H. arkasından yavaşça içeri girdi, koridorda durdu buraya daha önce gece gelmediğini fark etti. Çantaları ve dosyaları mutfak masasına bıraktı. Bira için dolaba bakacaktı vazgeçti. Yanında hiç içtiğini görmemişti. Kahve makinesini çalıştırdı, biraz tezgahta oyalandı. Göz ucuyla A.yı izliyordu.
Dışarıdaki ışıklar büyük pencerelerden içeriyi dolduruyordu. Camdaki yansımasını görmek için biraz öne eğildi. Gözleri kapalıydı. Genelde müzik dinlerden kafasını boşaltmak için böyle yapardı.
Tableti masadaydı, H. uzanıp aldı, şifre koymazdı. Playlisti başlattı. Castle in the Snow'da kalmıştı. Başa alıp sesini açtı.
A. başını geriye doğru yasladı. Müzik onu kendine getirmişti. Gözlerini açmak istemedi.
Acaba böyle mi olacak diye düşündü. Hiçbir şey göremeyecek söyleyemeyecek ama her şeyin farkında mı olacaktı aynı şu an olduğu gibi?
H. kahveleri doldurdu. Yanına gitti. Pencerenin önündeki pufa oturdu. Yanındaki sehpaya kahvesini bıraktı, hafifçe dirseğine dokundu. A. gözlerini açmak istemedi. Sonra kızdı kendine. Yanındaki kahve fincanına baktı. Çiçekli olandı. Hiç sevmezdi onu. Ayağı kalktı. Üstteki dolaba uzandı. Üzerinde Praha yazanı aldı. Geri döndü kahveyi elindeki kupaya boşalttı, camı açtı. Demirlere parmaklarını uzattı. Dokunmadı. Sağ kolunu uzattı ileri doğru. Gülümsedi. H.nin tanıştıkları ilk gün çok net bir şekilde hatırladığı dudakların kıvrımıydı bunlar. Çiçekli fincanı boşluğa bıraktı. Biraz sonra havuzun boşluğunda parçalanan fincanın yankısı duyuldu.
H. başını cama dayamıştı. Dışarıyı izliyordu. Şehir sessizdi bu gece, merakla neler söyleyeceklerini bekliyordu sanki. Şarkı bitti. H. her zamanki gibi bunu da ilk defa duymuştu. Daha sonra adını sorarım dedi kendine. Fırsatı olamayabileceğini düşündü. Arkasını döndü A. onu izliyordu.
Düşündüklerini duymuş gibi utandı kendinden bir an. Sonra kahvesinden bir yudum aldı. Gözlerini onunkilerde kaybolmaya bıraktı. Eskiden çok sık yapamazdı bunu. Ne hissetmeliydi?
Gitmek istiyorum dedi bir anda. Saatlerdir süren sessizliği bozarak.
H. ne demek istediğini çok iyi biliyordu.
Ne zaman çıkalım yola? diye karşılık verdi.
Gelecek misin?
Son ana kadar...
Sabah ? Öğleden önce orada oluruz...
H. başını salladı. Eşyaları gidip şimdi mi toplasam diye düşündü. Sabah trafiğinde geç kalabilirdi.
Valizini toplamamı ister misin bu gece?
Sadece cüzdanım yeter, bir de .... dedi biraz bekledi. Derin nefes aldı. Verirken gülümsedi. Gözlerini dışarı çevirdi.
Sen...
H. eve gitmesine gerek olmadığı anladı. İşe gider gibi çıkıp gitmek istiyordu. Kimseyle vedalaşmadan. Konuşmadan haber vermeden. Öylece bırakacaktı hepsini. Evini, işini, çocukları, arkadaşlarını, arabasını, mahallesini...
Dönemeyeceğini düşünüyordu. Zamanının buna yetmeyeceğini...
Saat iyice ilerlemişti. İlaç saati geçmişti. Alışkanlık önce mutfağa gitti dolabı açtı, ilaçları eline aldı. Sonra uzun uzun baktı. Yine camın önüne geri döndü. Çiçekli bardağın yanına onları da gönderdi.
H. ayağı kalktı, içeri gitti. Odasına girdi, onun gibi kokuyordu. Yatağın üzerinde tshirte baktı, sabah evden çıkmadan çıkardığını düşündü. Dolabın kapağında ütülenmiş bir elbise yerde de siyah topuklu ayakkabıları vardı. Yarın işe giderken giymek için sabahtan ayarlamıştı. H. dolap kapaklarından birini açtı, kazaklar vardı kapadı, diğer kapağı açtı, etekleri buldu. Birkaç tanesine baktı, sonra aradığını buldu. Siyah düğmeli kısa bir etek.
Bunu her giydiğinde etrafındaki herkesten övgü dolu sözler alırdı. Bütün erkeklerin gözleri merakla onu izlerdi. Kapağı kapattı. İçeri gitti. A. hala camın önündeydi, demirlere doğru eğilmiş dışarıyı izliyordu. Yanına gitti. Elindeki eteği tek parmağıyla tutup ileri doğru salladı, A. göz ucuyla elindekine baktı, kendini tutamayıp güldü.
H. yüzünü görmek için biraz daha öne eğildi. Gözlerinin içine baktı, bir an eskisi gibiydi her şey. Haklı olduğu bir konuda tartışmaya başlamadan önce tam da böyle gülerdi, gözlerini kısıp böyle bakardı karşısındakine. H. meydan okur gibi açtı gözlerini. A. bir şey söylemedi. H. elindekini bıraktı. Bir şey söylemesini bekledi. O sadece eteğin aşağı uçuşunu izledi.
Nefret ediyorum o şeyden. H. biraz rahatlamış gibiydi.
A. gözlerini aşağıdan ayırmadı.
Biliyorum. Ne zaman giysem hep peşimde dolandın, içkimi aldın, arabanın kapısında bekledin, merdivenlerde arkamdan çıktın, önden indin, kasaya gitmeme izin vermedin, dans etmemi engelledin.
Olabilir. Bazen öyle şeyler yapıyorum. Böyleyim ben de işte.
Biliyorum. Tam da böyle olduğun için şu an yanımdasın işte.
İkisi de neler olacağını bilmiyordu. İkisi de neler hissedeceklerini bilmiyordu. Belki birkaç hafta önce olsaydı tüm bunlar, H. şu an dalga geçiyor, A. da onunla eğleniyor olurdu.
H. ellerini uzattı, demirlerden ellerini çekti avuçlarının içine aldı. Bir süre ne kadar küçük olduklarına baktı, parmaklarına dokundu, düşündüğünden daha uzunlardı. Tırnaklarında her zamanki gibi oje yoktu. Bir elini yavaşça bıraktı, yanağına dokundu, saçlarına dokundu, parmağının ucuyla gülüşüne dokundu. Elini boynuna götürdü, kendine doğru çekti. A. bir an tereddüt ettikten sonra kollarını beline doladı. Başını omzuna koydu. Boynunun kokusunu içine çekti. H. ne yaptığını anlayamadan önce sımsıkı sarıldı. Saçlarının arasına başını koydu. Derin bir nefes aldı, hatırladığından daha güzel ve yoğundu. Gülümsedi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Suskunluğun Sustuğu An
Konuşmak. Şu an tek istediğim tanımadığım biriyle saatlerce konuşmak. Konu buluruz çok da önemli değil. Uzun zamandır sadece dinliyorum. ...
-
Yapmamam gerekiyor biliyorum ama ben galiba özledim... Mavi'ye bakmayı özledim... Gizlice seyretmeyi özledim... Salı ve perşembeleri özl...
-
Yazasım gelmiyor artık.. Özellikle yüzükten sonra... Bugün büyük ihtimalle son görüşümdü.. Evet gitsem bile bakmaya devam edicem bunun farkı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder